Şarkı Sözleri
قَالَ الطَّرِيقُ وَمَلَّنَا التِّرْحَالُ
Yol dile geldi: “Artık yolculuktan usandık.”
وَتَغَلَّقَتْ فِي وَجْهِنَا الآمَالُ
Umutlar yüzümüze kapandı.
الرَّاحِلُونَ إِلَى المَدَى المَجْهُولِ لَا
Bilinmez ufuklara gidenler; ne
هَادٍ وَلَا زَادٌ وَلَا أَبْطَالُ
Bir rehberleri, ne azıkları, ne de yiğitleri var.
خَلْفَ الظُّهُورِ دِيَارُنَا وَأَمَامَنَا
Yurtlarımız arkamızda kaldı, önümüzde ise
تَبْكِي عَلَى أَيَّامِنَا الأَطْلَالُ
Güzel günlerimize ağlayan harabeler var.
هَلْ ذُقْتُمُ الإِخْرَاجَ مِنْ أَوْطَانِكُمْ
Yurtlarınızdan sürülmenin acısını tattınız mı?
هَلْ تَعْرِفُونَ الدَّمْعَ كَيْفَ يُسَالُ
Gözyaşının nasıl döküldüğünü bilir misiniz?
هَذِهِ قَوَافِلُنَا يَسِيرُ بِهَا الأَسَى
İşte kervanlarımız; keder onlarla birlikte yol alıyor.
وَتَحُفُّهَا الأَخْطَارُ وَالأَهْوَالُ
Tehlikeler ve dehşetler onları sarıyor.
بَغْدَادُ نِبْرَاسُ الحَضَارَةِ دُنِّسَتْ
Medeniyetin meşalesi Bağdat kirletildi.
قَهْرًا وَعَاثَ بِمَجْدِهَا الأَنْذَالُ
Zulümle; alçaklar şanını çiğnedi.
تَبْكِي بِلَادُ الرَّافِدَيْنِ وَمِلْؤُهَا
İki nehir ülkesi ağlıyor; her yanı
تِلْكَ الدِّمَاءُ وَهَذِهِ الأَوْصَالُ
Kan ve parçalanmış bedenlerle dolu.
اللَّيْلُ رُعْبٌ وَالصَّبَاحُ مَذَابِحٌ
Gece dehşet, sabah katliam.
وَالوَعْرُ صَعْبٌ وَالسُّهُولُ قِتَالُ
Sarp yollar çetin, ovalar savaş meydanı.
يَهْمِي رَصَاصُ القَاذِفَاتِ كَأَنَّهُ
Bombaların mermileri yağıyor sanki
وَبْلٌ عَلَى هَامَاتِنَا هَطَّالُ
Başlarımıza sağanak sağanak yağmur gibi.
وَيَخِرُّ بَيْتُ الآمِنِينَ بِأَهْلِهِ
Güven içindeki ev, halkıyla birlikte yıkılıyor.
وَيَمُوتُ تَحْتَ سُقُوفِهِ الأَطْفَالُ
Çocuklar çatılarının altında can veriyor.
البُعْدُ يَا وَطَنِي عَسِيرٌ وَالهَوَى
Ey vatanım, senden uzaklık ağır; sevdan ise
لِقُلُوبِنَا بَعْدَ النَّوَى قَتَّالُ
Ayrılığın ardından kalplerimizi öldüren bir dert.
مَا زِلْتُ أَذْكُرُ فِي الطُّفُولَةِ مَرْتَعِي
Çocukluğumdaki oyun yerlerimi hâlâ hatırlıyorum.
نَلْهُو وَتَحْمِلُ حُلْمَنَا الآمَالُ
Oynardık; umutlar hayallerimizi taşırdı.
صِرْنَا وَسَارَتْ ذِكْرَيَاتِي بِمَالَنَا
Ne hâle geldik; anılarım elimizdekilerle birlikte gitti.
إِلَّا أَسَىً وَتَفَكُّرٌ وَخَيَالُ
Geriye yalnız hüzün, düşünce ve hayal kaldı.
مَنْ لَمْ يَمُوتُ مِنْ قَوْمِنَا عَاشَ الأَسَى
Halkımızdan ölmeyen, keder içinde yaşadı.
وَسَقَاهُمُ الرَّكُوسِيُّ هِلَّ الإِذْلَالُ
Zalimler onlara zillet kadehini içirdi.
هَلْ تَعْرِفُونَ عَنِ الحِصَارِ وَمَا الَّذِي
Kuşatmayı bilir misiniz; onun
صَنَعَتْهُ فِي أَعْنَاقِنَا الأَغْلَالُ
Boyunlarımızda vurduğu prangaları?
قَدْ خَانَنَا الأَحْبَابُ يَا لِمُصَابِنَا
Dostlar bize ihanet etti; ne büyük felaket!
مِنْ عَثْرَةِ الأَحْبَابِ كَيْفَ تُقَالُ
Dostların ihanetinden nasıl doğrulunur?
هَذِهِ خُيُولُ الحَرْبِ تَرْكُضُ وَحْدَهَا
İşte savaş atları tek başına koşuyor.
يَا قَوْمُ أَيْنَ الفَارِسُ الخَيَّالُ
Ey kavmim, nerede o yiğit süvariler?